Yıllardır çeşitli kronik ağrılara bağlı bir yaşam sürdüren bir kişi olarak bunun karakterim üzerinde bir çok etkisi olduğunu hissediyorum. Sürekli sinüzit kaynaklı baş ağrısı, arada bel ağrısı, mide ağrıları, gastrit, reflü türevleri ve dönemsel olarak romatizmal ağrılar çekiyorum. Ard arda yazınca bir an cehennem tasviri gibi oldu ama o kadar da kötü değil. En azından her an bu ağrıları çekmiyorum ya da aynı anda farklı ağrıları çok nadir hissediyorum. Aslında aynı anda iki tür ağrıyı sık yaşıyorum ama baskın olan dışındakini pek kaale almıyorum.
Anksiyete, depresyon, umutsuzluk, güvenin azalması, histeri ve yılgınlık gibi psikolojik durumlar bizzat ağrıya sebep olabilirken, ben aynı şekilde ağrıların da bu psikolojik rahatsızlıklara yol açtığını düşünüyorum.
Gripin Kadını
Psikojenik ağrı adı verilen psikolojik problem kaynaklı fakat ağrıya sebep olabilecek hiçbir neden tespit edilemediği durumlar ise bahsettiğim durumdan farklı. En azından kendi ağrılarım için ağrı sebepleri doktorlar tarafından teşhis edilmiş fakat tedavi edilememiş durumdalar. Fiziksel muayene, laboratuvar incelemeleri (kan tahlilleri, filimler, bilgisayarlı tomografiler, ultrasonlar gibi) ile yeterince açıklanamayan çok sayıda bedensel belirtilerin bulunmasıyla karakterize edilen hastalıklara ise Somatizasyon bozukluğu deniyor. Somatizasyon ağrılarının nedeni tam olarak bilinmiyor ve psikolojik temelli ağrılardan farklı değerlendiriliyorlar. Bu tip ağrılar Bedensel hastalığa ruhsal tepki, Tedavi amacıyla kullanılan ilaçların ruhsal yan etkileri, Bedensel hastalığın neden olduğu ruhsal bozukluklar gibi çeşitlere ayrılıyor.
Yukarıda bahsettiğim türden psikolojik ağrılar çeken veya somatizasyon bozukluğu olan kişilerin ağrının kendisi dışında kişilik ve karakterleri üzerinde ayrı bir baskı olması üzücü. Çünkü bu tip ağrıların sebebinin belli olmaması ayrı bir kaygı yaratmanın dışında çevreden de yalancı, hastalık hastası muamelesi görme gibi sorunlara sebep oluyor.
Kronik Ağrılar
Kronik Ağrı ve Kronik Baş Ağrısı gibi sorunlar yaşayan kişilerde ortak görünen davranışlar ise şöyle; uyku düzensizliği, halsizlik veya düşük enerji, sinirlilik, iştahsızlık, depresyon, gelişigüzel ilaç kullanımı veya ilaç bağımlılığı, ailevi ve sosyal problemler yaşama. Uzun dönemde tüm bu davranışsal sorunlar karakterinizin de bir parçası olabiliyor. [...]
Bu ünlü aforizma büyük bestekar Serdar Ortaç efendiye ait. Topu topu 7 nota olan şu hayatta binlerce dansöz olması da ayrıca düşündürmekte sanırım kendisini. 7 notayla kaç farklı beste yapabilirsiniz ki, ama binlerce dansözle yapılamayacak şey yoktur.
Orhan Pamuk , Kara Kitap'ta "hiçbir şey hayat kadar şaşırtıcı olamaz yazı hariç" dedirtmişti kendi hayal kahramanı Doğulu Yazar İbn-i Zerhani'ye. 29 harfle topu topu kaç şaşırtıcı hikayeniz olabilir ki?
Ben de kendi fani hayatımda müzik kadar şaşırtıcı bir şey olmadığını düşünüyorum. Öyle ki müzik hakkında 29 harfle yazabileceklerim gerçekten kısıtlı. Müziğin her bünyeye farklı etkisi de anlatılmasını zorlaştırıp, şahsına münhasır yapar bu sanat dalını.
Avusturya Kralı II. Joseph Mozart'ın "The Marriage of Figaro" adlı muhteşem eserini dinledikten sonra "Harika bir iş çıkartmışsınız fakat çok fazla nota var sevgili Mozart, bir kaç kesme ve çıkarma ile mükemmel olacak" demiş. Mozart da "Majesteleri hangi birkaç notayı çıkarmamı isterler" diye sorarak harika bir yanıt vermiş. [...]
Aslında sigara hakkında bir şeyler yazmayı düşünüyordum ama sigara yasağını öncelikli olarak en azından kafamdan bertaraf etmeye karar verdim. Devletin halk sağlığını korumak adına yaptırımlar yapmasını sosyal devlet adına yararlı buluyorum fakat bu yaptırımlar uygulanırken kişisel özgürlükler üzerinde iyi düşünülmeli. Yapılan en büyük hatanın başka insanlara zarar vermenin yasaklanması yerine sigara tüketiminin yasaklanması olduğunu düşünüyorum. Sigara bağımlıların geçmişte bu antipatiyi yaratacak çok büyük hatalar yaptığını kabul ediyorum, bu ülkede yıllarca otobüslerde, sağlık merkezlerinde, uçaklarda ve bir çok kamusal alanda ölümüne sigara içildi ve içirildi. Bu durum kesinlikle pasif içicileri çok kötü etkiledi ve sağlık sorunlarına yol açtı. Ama en azından günümüzde sigaranın zararlı olmadığını ve içmeyenlere zorla solutulması gerektiğini savunan bir manyak tanımıyorum.
Dumansız Hava Sahası
Kamusal alanlarda sigara içilebilen tamamen yalıtımlı ortamlar yaratmayı zorunlu kılan bir yasanın kişi özgürlüklerine müdahale etmeden amacına ulaşacağını düşünüyorum. Geçmişte bunun bir denemesi yapıldı fakat sınırlar yasada kesin olarak belirtilmediği için amacına ulaşamadı bu noktada eski kanun tasarısı daha somut hale getirilecekken faşizan bir yaptırım kanun oldu. Üstelik halk sağlığı adına bu derece sert bir sigara yasağı koyan devlet GDO'lu ürünler, kanser yapıcı maddeler ve halk sağlığı için tehdit içeren hormonlu meyve ve sebzeler için hiçbir yaptırımını hayata geçirmemekle kalmayıp örneğin Genetiği değiştirilmiş organizmalar için sınırları dünyaya açmakta hiç sakınca görmüyor.
Sigara paketlerinin üzerindeki yazılardan sonra yeni bir düzenleme ile artık paketlerin üzerine şok edici, irrite edici resimler koymak zorunlu olacak. Bu uygulamaya karşı değilim, zararlı bir şeyi sempatik göstermeye gerek yok zaten ama aynı uyarıların ve irrite edici resimlerin hormonlu, kanser yapıcı ve GDO'lu gıdaların da üzerine konmasını talep ediyorum. [...]
Uykuyu hayatımda en çok problem yaratan evre olarak görüyorum. Genel popülasyonun en az %25 'inin de uyku bozuklukları ve uyku ile ilgili şikayetleri olduğuna dair bir istatistik mevcut. İnsanların en az yarısı da hayatının bir döneminde uyku problemleri yaşıyor.
Benim problemim daha çok uyku düzeni (siklus) bozukluğu ile ilgili. Konuyla ilgili araştırma yapmadan çok önce biyolojik saatimde bir sorun olduğuna dair bir tanı yapmıştım kendime. Şöyle ki benim biyolojik saatimde bir gün yaklaşık 26 saat sürüyor bu sebeple de her gün bir öncekinden iki saat sonra uykum geliyor. Yıllardır bu nedenle uyku saatim gün içinde kayan bir döngüye sahip. Hayatımın çeşitli evrelerinde farklı uyku sorunları da yaşadığım için ve ilgilenenlere faydası olabilir umuduyla diğer uyku bozukluklarıyla ilgili de bilgilere yer vereceğim.
Ortalama insan ömrünün 3'te birini kapsayan uyku hakkında bilgilerimiz ve bilimin keşfettikleri de ilginç bir şekilde çok kısıtlı. İnceledeğim bilimsel kaynaklar birbirine tamamen zıt bilgiler içerebiliyorlar. Örneğin "neden uyuyoruz?" sorusuna verilen cevaplar bile çok farklı. Örneğin Rem uykusunu keşfeden bilim adamı William Dement'e Neden Uyuyoruz? sorusu sorulduğunda, "Bildiğim kadarıyla, Uyku uyumamızın tam anlamıyla gerçek nedeni, uykumuzun gelmesi." şeklinde cevaplamış.
Salvador Dali'nin Uyku Tablosu
Uykunun nedeni konusunda dinlenme, çeşitli madde ve hormonların sentezi, hafızanın yeniden yapılandırılması, psikolojik yenilenme gibi sebepler veriliyor; fakat bu cevaplara dair kesin kanıtlar mevcut değil. Özellikle rüya konusunda bilim adamları çok farklı görüşlere sahip. Başlı başına rüyayı ele alan bir yazıyı da yakında yayınlayacağım.
Benim açımdan en önemli problemlerden biri de uykuyu bir vakit kaybı olarak görmem ki hayatımın üçte birini alan bir evre için hiç de haksız olmadığımı düşünüyorum. Internet bilmem kaç yıldır uyumayan adam (Bilmem kaç yıl 10 yıldan 90 yıla kadar uzanıyor) haberleri ile dolu iken ve bu adamların bir çoğunun hiçbir sağlık problemi yaşamadığı veya ömürlerinin kısalmadığı ortadayken uyku konusunda bir şeyleri yanlış yapıyor olabileceğimizi düşünüyorum. Fakat belirtmekte yarar var bu tür uyumayan adam haberlerinin bir çoğu atmasyon görünüyor ve bilimsel bir doğrulama içermiyorlar. [...]
Neden bilinmez ilk duyduğumdan beri teorik fizikte beni en çok heyecanlandıran konulardan biri oldu Paralel evrenler. Aslında heyecanın nedenini de biliyorum, evreni kafamda ancak bu kuramla oturtabiliyorum şimdilik.
Paralel evrenler kuramı içinde bulunduğumuz evreni gerçekte iç içe geçmiş, birbirini şekillendiren, birbiriyle iletişim halinde olan, birbirine paralel çok sayıda evrenlerin bulunduğu sonsuz uzayın minik bir kesiti olarak görüyor. Kara Delikler ve Solucan Delikleri de teoride paralel evrenleri destekleyen kavramlardı.
Paralel Evrenler
M-Teorisi ise 5 farklı Sicim Kuramı'nı birleştiriyor ve 10 yerine 11 boyutlu bir evren ortaya koyuyor. 3 boyutlu evrenimiz, daha fazla boyuttan oluşan bir uzay-zaman içinde dolaşan üç boyutlu bir zar olarak düşünülüyor. İçinde yaşadığımız evrenin 11 ya da daha küçük boyutta bir uzay-zamanda bir ada olabileceği ve bu uzay-zamanda benzeri birçok evren olabileceği M-Teorisinin getirdiği kavramlar. Sicim teorisi ile yer çekimi teorisinin birleştirildiği M-Teorisi şu an Her Şeyin Teorisine en yakın kuram olarak kabul ediliyor fakat M-kuramının öngörülerinin deneyler tarafından doğrulanması ve bir fizik yasası konumuna gelmesine henüz çok uzağız.
Bir çok insan için zamanda yolculuk gibi kavramların da önünü açtığı düşünüldüğü için de heyecanlı bir konu bu. Zamanda geriye gidip dedenizi öldürdüğünüzde, dedenizi öldürmediğiniz paralel bir evrende yaşamınızı devam ettirebileceğiniz gibi bir açıklama ile bazı paradoksları çözdüğü düşünülüyor. Ben işin o kısmından çok felsefi açıdan ve abiyogenez, evrim gibi kuramları desteklemesi açısından ilgileniyorum.
İnananlar tarafından da kader kavramını anlaşılır kıldığı için sevilebilir gibi sanki. Kaderiniz çeşitli olasılıklarda paralel evrenlere yazılmış, çizilmiştir ve siz seçimlerinizle paralel evrenler arasında geçiş yapar doğru ya da yanlış yolu bulursunuz gibi. Bu noktada farklı sonlara ulaşılabilen kitap veya bilgisayar oyunlarına benziyor. Gerçi görünen o ki inanç dünyası Big Bang'e ve başlangıç noktasına bu denli sıkıca sarılmışken paralel evrenleri tutmayacaktır. [...]