<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
	<channel>
    <atom:link href="http://www.incefikir.com/rss.xml" rel="self" type="application/rss+xml" />
		<title>Antipatizan.com</title>
		<description>Antipatizan Blog</description>
		<link>http://www.antipatizan.com</link>
		<lastBuildDate>Wed, 08 Feb 2012 14:06:49 +0300</lastBuildDate>
		<ttl>1</ttl>
		<language>tr-tr</language>
		<image>
			<title>antipatizan.com</title>
			<description>antipatizan</description>
			<link>http://www.antipatizan.com</link>
			<url>http://www.antipatizan.com/images/antipatizanrss.jpg</url>
			<width>144</width>
			<height>35</height>
		</image>

<item>
<title>occam'ın usturası</title>
			<description>mısır piramitleri gibi görkemli yapıların zamanın koşulları ile nasıl inşa edilebildiğine şaşırıyor ve bunun için mantıksal bir açıklama üretmek istiyorsunuz. açıklaması zor görünen bu problem için basit bir çözüm üretme kaygısı ile zamanın teknolojisi ile bunun yapılabileceğini aklınız almıyor ve yanlış yönde bir sıçrama ile cevaplıyorsunuz; "uzaylılar yapmış olmalı". karmaşık bir problem için daha karmaşık bir çözüm. tebrikler artık çözmeniz gereken daha ciddi problemleriniz var. uzaylılar nerden ve nasıl gelmişlerdir?, hangi teknolojileri kullanıyorlar?, elimizde kanıt var mı? neden onlara dair açık kanıtlara ve teknoloji izlerine ulaşamıyoruz? gibi çok daha karmaşık ve çözülmesi zor problemlerle baş etmektense akla ilk gelen ve daha az varsayım içeren açıklama nedir peki. tabi ki çok fazla insan gücü kullanarak ve dönemine göre akıllı mühendislik çözümleri ile yapılmış oldukları. hangi teori akla daha çok yatkındır ve test edilebilir düzeydedir? en basit ve sade olan açıklama genelde en doğru olandır tabi ki en kolaya kaçılan açıklama değil. 

&lt;div class="solresim"&gt;&lt;img src="http://www.antipatizan.com/uploads/occam.jpg" alt="occam'ın usturası" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;occam'ın usturası&lt;/div&gt;tıp öğrencilerine doğru teşhis için bir tavsiye niteliğinde sunulan occam'ın usturası (occam's razor) ilkesi ile daha yüksek olasılığa sahip ve test edilebilir örneklerle desteklenecek önyargılara sahip olmanın yararları anlatılır. böylece göz önünde olanın kaybedilmesinden kaçınılabilir. 
occam'ın usturası; bir problemin birden fazla teorik çözümü olduğunda en basit ve en az varsayım içeren olguyu tercih etmenin doğru olacağını savunan bilimsel bir prensiptir.  en basit açıklamanın en doğru olduğu gibi algılanmaması gerekir. daha çok bir açıklama için durumu daha karmaşık hale getirecek ihtiyaç duyulmayan verilerden kaçınmayı gerektirir. occam'ın usturası mantık biliminde çürütülemez bir bilimsel sav değildir. basit teorileri kabul ederiz çünkü kompleks teorilere göre deneylerle ölçümleyebilir, test edebilir ve doğrulayabiliriz. ustura deyimi gereksiz argüman ve varsayımları traş ederek gerçeğe ulaşmayı ifade eder. 

occam'ın usturası 14. yüzyılda yaşamış olan felsefeci ve ilahiyatçı william of ockham'a ithaf edilir. aslında ockham leibniz'in formüle ettiği "yeter sebep ilkesi (evrendeki tüm varlıkların bir neden sonucu var olduğu ilkesi)"ne bağlı olmayan ve tek sebebin ve gerçeğin tanrı olduğunu kabul eden bir mantıkçı idi. bu kavramın da tanrısal konularda kullanılamayacağını belirtiyordu. anlatacaklarımıza ters yönde düşüncelere sahip olsa da biz occam'ı değil usturasını kullanmayı yeğliyoruz.  Yazının Devamı İçin Başlığa Tıklayınız...</description>
			<link>http://www.antipatizan.com/yazi/occam-in-usturasi</link>
			<guid isPermaLink="true">http://www.antipatizan.com/yazi/occam-in-usturasi</guid>
			<pubDate>Thu, 21 Oct 2010 00:00:00 +0300</pubDate>

    <category>occam'ın usturası</category>

    <category>bilim</category>

    <category>deney</category>

    <category>mantık</category>

		</item>

<item>
<title>evrim teorisinden garip çıkarımlar</title>
			<description>&lt;div class="solresim"&gt;&lt;img src="http://www.antipatizan.com/uploads/darwin.jpg" alt="charles darwin" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;charles darwin&lt;/div&gt;darwin 1859 yılında muhteşem eseri "doğal seçilim yoluyla türlerin kökeni" ya da "yaşam mücadelesinden avantajlı soyların korunumu" kitabını yayınladığında düşüncelerinin neleri değiştireceğinin belki de farkında değildi. yaratılışçıları derinden sarsan bu düşünceler bir çok tepki almasına karşın, bir çok konuda da yanlış yönde algılamalarla garip etkilere sebep oldu.  teorinin garip yansımlarından biri olan sosyal darwinizm evrim teorisinin insan toplumlarına uyarlanmasındaki çarpıtmalardan biri idi. &lt;b&gt;sosyal darwinizm&lt;/b&gt; darwin'in biyoloji alanındaki doğal seçilimiyle pek ilgisi olmayan daha çok spencer'ın sosyal evrim düşünceleriyle ilgili bir kavram olmasına rağmen genellikle kasıtlı olarak darwin'e mal edilmektedir. darwin her ne kadar teorinin biyoloji alanında kuramlara sahip olsa da bu tür saptamaların farkındaydı. sosyal darwinizm ekonomik ve toplumsal alanda büyük balığın küçük balığı yutması ile insanlığın gelişeceğine dair varsayımlar üreterek vahşi kapitalizm, sömürgecilik ve faşizmi destekleyen boyutlara ulaşmıştı. en uygun olanın hayatta kalması ilkesi toplumsal alanda ne yazık ki doğuştan gelen ırksal farklılık iddialarını destekledi, sömürgecilik, öjeni ve işgalleri destekleyen bir ilkeye dönüştü. 

&lt;b&gt;öjeni&lt;/b&gt; veya öjenik sir francis galton tarafından öne sürülmüş sağlıksız ceninleri sağlıklı ceninlerden ayırmaya yönelik toplumsal bir felsefe olarak darwin'den sonra batıda epeyce taraf toplamıştı. eugenics (öjeni) eski yunan'da "iyi tür" anlamına geliyordu ve eflatun tarafından devletin doğum kontrolü alanında etkin olması gerektiği düşüncesini ifade ediyordu. bu düşüncenin sapkın etkileri ile özürlü kimseler üzerinde kısırlaştırmalar uygulandı. 20. yüzyılın başlarında insan ırkının ıslah edilmesi maksatıyla sakat, hasta ve özürlü kimseler üzerinde zorla kısırlaştırmalar uygulanırken faşizmin etkileri ile azınlık olan ırklar da bu baskıların altında ezildi.  1912 yılında yapılan öjeni kongresi ile bu garip yaklaşımlar zirveye ulaştı, suç işlemiş kişiler, eşcinseller ve zeka özürlüler ırksal açıdan insanoğlunun evriminde geri dönüşü temsil edenler olarak algılanıp toplum üzerindeki biyolojik yük olarak damgalandılar. bu dönemde suç işleyen sapkın kişilerin maymunsu ata tipinde oldukları bile öne sürüldü ve suçluların benzer vücut işaretlerine sahip oldukları iddia edildi. bu yönde sınıflandırma çalışmaları bile yapıldı. 1907'de kurulan öjeni cemiyeti'nin yaptığı bu tip çalışmaların başında o dönemde darwin'in oğlu leonard darwin bulunmaktaydı. 1900'lardan 1940'lara kadar avrupa ve amerika'da öjeni çalışmaları ve çıkarılan bazı yasalarla yarım milyondan fazla insanın kısırlaştırıldığı bilinmekte. beyazların şempanzelerden, siyahların gorilden ve doğulu ırkların da orangutandan geldiğini öne sürecek kadar ileri giden bu çılgın dönem nazi almanya'sının soykırım faaliyetleri ile çığrından çıkmıştı.  Yazının Devamı İçin Başlığa Tıklayınız...</description>
			<link>http://www.antipatizan.com/yazi/evrim-teorisinden-garip-cikarimlar</link>
			<guid isPermaLink="true">http://www.antipatizan.com/yazi/evrim-teorisinden-garip-cikarimlar</guid>
			<pubDate>Mon, 18 Oct 2010 00:00:00 +0300</pubDate>

    <category>evrim teorisi</category>

    <category>darwin</category>

    <category>öjeni</category>

    <category>kapitalizm</category>

    <category>bilim</category>

    <category>öjenik</category>

    <category>sosyal darwinizm</category>

		</item>

<item>
<title>şaşırtıcı şeyler</title>
			<description>beni her zaman şaşırtan şeyler var. yani ilk gördüğünde beklenmedikliğin etkisi değil de her seferinde şaşırtan şeyler. sanat, doğum, basitin karmaşıklığı ve tesadüfler gibi.

sanatı sanat yapanın şaşırtıcılığı olduğunu düşünürüm bazen. İnsanı ters köşeye yatıran, hayran bırakan ve ansızın kafanıza dank ederek şaşırtan şeylerdir sanat. bu şaşkınlık ve bakakalma ilk kez görmenin verdiği hayret değildir, aynı şeye defalarca şaşar hep hayran kalırsınız ve ne kadar derine inerseniz inin ne kadar maruz kalırsanız kalın hep aynı derecede şaşırtıcıdır. daha da şaşırtıcı olan ise insanın tüm basitliğiyle bu kadar karmaşık bir ürünü ortaya koyabilme becerisi olsa gerek. bazen işe tesadüflerin karıştığını hissediyorum öyle ki sanatçılar bile ortaya çıkardıklarına şaşırabiliyor. 

sevdiğiniz sanat eserlerinin yaratıcılarını incelediğinizde bazen hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. onun da sizin kadar basit olduğunu görüp üzülebilir sanat eserini küçük görme yanılgısına kapılırsınız. fakat verilen emeği göz ardı ediyor olabiliriz. dünyanın en şaşırtıcı eserleri sizden daha az zekaya veya yeteneğe sahip kişilerce meydana getirilmiş olabilir çünkü onlar çok çalışır. ayrıca bazen olasılıklar doğru yerde doğru kişiye ve doğru ürün için bir araya gelebilirler. hayatınızda en çok yücelttiğiniz müzik gruplarının bireylerinin tek tek çalışmalarının beraberkenki yapıtlarının çok altında olduğuna şahit olabilirsiniz. buna sinerji diyip geçebilirsiniz ama bazen her şey olması gerektiği yerdedir.

İnsan beyninin en garip yanlarından biri tüm makinalardan farklı olarak daha fazla olasılık arasından seçim yapabilme yeteneği olarak görünüyor üstelik sadece duyu organlarının sunduklarının arasında değil kendi yarattığı seçenekleri de seçebiliyor. biz bu kadar aptalken dünya nasıl bu kadar karmaşık olabiliyor sorusuna da olasılıklar cevap veriyor. ayrıca insan evladının bütün canlılardan farklı olarak bir üst üste koyma becerisi var. her şey yeniden başlamıyor küçük ve basit adımlarla devasa eserler meydana getirebiliyor geçmişin verileri ile bilimi ilerletebiliyoruz.  Yazının Devamı İçin Başlığa Tıklayınız...</description>
			<link>http://www.antipatizan.com/yazi/sasirtici-seyler</link>
			<guid isPermaLink="true">http://www.antipatizan.com/yazi/sasirtici-seyler</guid>
			<pubDate>Mon, 08 Feb 2010 00:00:00 +0300</pubDate>

    <category>şaşırmak</category>

    <category>şaşkınlık</category>

    <category>güzellik</category>

    <category>sanat</category>

    <category>olasılık</category>

    <category>tesadüf</category>

		</item>

<item>
<title>entropi İlkesi</title>
			<description>entropi, kapalı bir fiziksel sistemin ne kadar düzenlenmemiş olduğunu, düzenden kaosa geçişi ve sürekli olarak artan bozunmayı gösteren niceliksel bir ölçü olarak termodinamiğin 2. yasasıdır ve aslında mutlak değildir. yani kaostan düzene geçiş de mümkündür. entropi bir yasa olduğu için kafa karıştırıcı olabilir ama evren ve canlıların oluşumu bize tersinin de olabileceğini ispatlamış durumda. 

evren ve yaratılışı , entropik ilkeyi göz önüne alarak incelediğimizde rastlantılar ve mucizelerle karşılaşan insanoğlunun aklı doğal olarak epey karışır. rastlantılara inanmak yerine hiç olasılığı olmayan şeylere inanma eğilimi gösterir ki bilimin ve mantığın olmadığı bir yerde bulur kendini. mantığın olmadığı yerde başka bir zaman buluşmak üzere diyerek kaosun düzene kavuştuğu ve rastlantının hiç de garip olmadığı sularda yüzelim biraz. 

sanırım bu noktada en güzel örnek evrim teorisidir, garip rastlantılara yer vermeden gayet basitçe kaostan düzenin, cansızdan canlının ve çeşitliliğin açılımını yapar. üstelik tüm bu açıklamalar gayet net ve basittir. doğanın ve yaşamın kendi kuralları ile hiçbir müdahele olmaksızın nasıl yolunu bulduğunu gözlemlerle, deneylerle ve bulgularla açıklayan evrim teorisini tekrar anlatmaya gerek duymuyorum. bir şeyleri amaçlayan bir bilinç olmadan olayların nasıl şimdi olduğu gibi olduğunu açıklaması açısından entropik ilkenin rastlantı boyutunu hiçe sayması şaşırtıcı olduğu kadar düşündürücü. 

canlılar dışında cansız nesnelerin de atom yapıları gereği kendiliğinden düzensiz yapıdan düzenli şekle girdikleri biliniyor. özel şekiller oluşturan kristal yapıları, ve kendi şekillerinin kopyasını yapabilen maddeler mevcut. örneğin yapay elmas yapımı için gerçek elmas üzerinde basınca maruz bırakılarak elmas yapısını kopyalayan karbon molekülleri kullanılıyor. bu oluşum doğada kendiliğinden de meydana gelebilmekte.  Yazının Devamı İçin Başlığa Tıklayınız...</description>
			<link>http://www.antipatizan.com/yazi/entropi-ilkesi</link>
			<guid isPermaLink="true">http://www.antipatizan.com/yazi/entropi-ilkesi</guid>
			<pubDate>Thu, 29 Jul 2010 00:00:00 +0300</pubDate>

    <category>entropi</category>

    <category>evren</category>

    <category>entropi ilkesi</category>

    <category>termodinamik</category>

    <category>kaos</category>

    <category>düzen</category>

    <category>evrim teorisi</category>

    <category>paralel evrenler kuramı</category>

		</item>

<item>
<title>bilim ve sanatın gericiler ve yobazlarla imtihanı</title>
			<description>gericiliğin toplum üzerindeki siyasal, sosyolojik ve psikolojik etkilerini bir kenara bırakıp doğrudan bilim ve sanat üzerindeki etkileri hakkında somut veriler sunmak adına bir yazı hazırlamaya karar verdim. 
gericilik ve yobazlığın özgürlük, siyasi görüşler, dinler ve inançlar düzeyinde insanlık üstüne vahşi etkilerini ise ayrıca ele almanın gerektiğini düşünüyorum. bu noktada emre kongar'ın insanoğlunun tarihsel gelişim sürecine, üretim ilişkilerine, tüketim ve paylaşım ilişkilerine ve siyasal rejimlere göre yaptığı gericilik sınıflandırmasını haklı buluyorum. bu yazımda kongar'ın tanımınahttp://www.kongar.org/aydinlanma/2006/548_gericilik_ilericilik_ataturkculuk.php göre toplayıcılık, avcılık, tarım, sanayi ve bilgi toplumu gibi aşamaları geriye götürmek veya durdurmak anlamındaki gericiliği ele alıyorum.

gerici çağdaş değerlere ve yeniliklere önem vermediği gibi, eskiyi özler, geçmişi yaşar ve yaşatmaya çalışır. yobaz ise aşırı bağlı olduğu görüşleri sonuna kadar savunmakla kalmayıp bağnazlığı ile baskı ve dayatma yaparak gericiye sahip çıkar. bilim ve sanat doğası gereği yobaz ve gericiye karşı olmak zorunda kalmıştır ve iyi bir savaşçı olmadığı için her zaman bir şeylere rağmen ayakta kalmış, çoğu zaman kaybetmiştir.

sizce insanlık olması gerektiği yerde midir? gerici ve yobazlardan arınmış bir dünya teknolojide, sanatta ve bilimde ne kadar ileri olabilirdi? bu soruları cevaplayabilmek için öncelikle 21. yüzyıl bilimi ve sanatı gerici ve yobazlar yüzünden neler kaybetmiştir bir bakalım. 

&lt;div class="solresim"&gt;&lt;img src="http://www.antipatizan.com/uploads/socrates.jpg" alt="sokrates" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;sokrates&lt;/div&gt;&lt;b&gt;sokrates&lt;/b&gt; (m.ö. 470 - m.ö. 399): yunan felsefesinin kurucularındandır. şehrin tanrılarına inanmamak onların yerine başka tanrılar koymak ve böylece gençliği zehirlemekle suçlanarak ölüme mahkum edilir. (platon - sokrates&amp;8217;in savunması) "kimseye hiçbir şey öğretemem, sadece onların düşünmelerini sağlayabilirim"

&lt;b&gt;aristoteles&lt;/b&gt; (m.ö. 384 &amp;8211; m.ö. 322): antik yunan filozofu.  büyük İskender'in ölümü üzerine atina'da makedon karşıtı görüşler nedeni ile makedonculuk zannı taşıyan aristoteles'e karşı, dine saygısızlık davası açılmıştır. bir ölümlü (hermias) anısına ilâhi yazarak ölümsüzleştirmekle suçlanır. sokrates'in yazgısını paylaşmak yerine atina'yı terk etmeyi seçer; kendi deyişiyle, atinalılar'a "felsefeye karşı ikinci bir suç işlemeleri" fırsatını tanımaz.

&lt;div class="solresim"&gt;&lt;img src="http://www.antipatizan.com/uploads/ibni-sina.jpg" alt="İbn-i sina" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;İbn-i sina&lt;/div&gt;&lt;b&gt;İbn-i sina&lt;/b&gt; (980 - 1037):  filozof, hekim ve çok yönlü fars (türk olduğu da söylenmektedir) bilim adamıdır. dönemin siyaseti ve savaşlar nedeni ile sürgün hayatı yaşamış. görüşleri nedeni ile bir çok kez hapse girmiştir. eserlerinin bazılarını ve araştırmalarını hapisteyken yapmıştır. 

&lt;b&gt;İbn rüşd&lt;/b&gt; (1126 - 1198):  endülüslü, arap felsefeci, hekim. fıkıh, matematik ve tıp alimidir. en önemli felsefî eseri tehâfüt-ül tehâfüt (tutarsızlığın tutarsızlığı) ile gazali'nin tehâfüt-ül felâsife (filozofların tutarsızlığı) isimli kitabındaki kendiyle çelişme ve İslama mugayir olma iddialarına karşı aristo felsefesini savunur. görüşleri nedeni ile tecrit edilmiş ve ölümünden kısa süre önce fas'a gidinceye dek gözetim altında tutulmuştur. mantık ve metafizik alanında verdiği eserlerin çoğu sansür döneminde kaybolmuştur.

&lt;div class="solresim"&gt;&lt;img src="http://www.antipatizan.com/uploads/copernicus.jpg" alt="nicolaus copernicus" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;nicolaus copernicus&lt;/div&gt;&lt;b&gt;nicolaus copernicus&lt;/b&gt; (1473 - 1543): dünyanın ve diğer gezegenlerin güneş etrafında döndükleri kuralını açıklayan kopernik, o dönemin genel inanışı olan İsa mesih'in güneşe verdiği dur emri ile güneş sisteminin sabit durduğu, dünyanın düz tepsi gibi olduğu inanışını kırabilmek için, papazlardan çekinerek ömrünun sonuna kadar beklemiş, ancak ölümcül bir hastalığa yakalanınca bu görüşlerini yayabilmiştir. dönemin inanışına göre kendisi cehennemliktir ve eğer görüşlerini sağlığında açıklasa idi kilisye karşı çıktığı için yakılarak öldürülmesi gerekiyordu. Yazının Devamı İçin Başlığa Tıklayınız...</description>
			<link>http://www.antipatizan.com/yazi/bilimin-ve-sanatin-gericiler-ve-yobazlarla-imtihani</link>
			<guid isPermaLink="true">http://www.antipatizan.com/yazi/bilimin-ve-sanatin-gericiler-ve-yobazlarla-imtihani</guid>
			<pubDate>Wed, 30 Jun 2010 00:00:00 +0300</pubDate>

    <category>bilim</category>

    <category>gerici</category>

    <category>yobaz</category>

    <category>muhafazakar</category>

    <category>sanat</category>

    <category>irtica</category>

		</item>

<item>
<title>tavus kuşu</title>
			<description>&lt;center&gt;&lt;div class="resim" style="width:480px"&gt;&lt;a href="http://www.antipatizan.com/yazi/tavus-kusu" style="border-bottom-style:none"&gt;&lt;img src="http://www.antipatizan.com/uploads/tavus-kusu.jpg" alt="tavus kuşu" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/center&gt;güzelliği ile evrimin en ilginç yansımalarından biri olan çirkin sesli tavus kuşunu konuk etmeye karar verdim. aslında "tavus", "soylu kuş" anlamına geldiği için soylu kuş kuşu gibi garip bir tabirle tavus kuşu diyoruz kendisine ama türkçeye kazandırılan kelimelerde buna benzer garip bir çok örnek var ve türkçeye kazandırılmış biçimini tercih etmek doğru görünüyor. 

kur yapma döneminde, erkek tavusun açarak sergilediği kuyruklarıyla tavus kuşlarının en ilginç yanı olan tüylerinin garip parlak renkleri pigmentler tarafından değil, iki boyutlu olan ve kristale benzeyen küçük yapılar tarafından oluşuyor. bu özellikleri ile ışığın farklı açılarında değişen renkler sergiliyorlar. tüylerin yapısında yer alan daha küçük boyuttaki tüycükler (barbüller) üzerindeki ızgara şeklindeki boşlukların boyutlarının ve şekillerinin, ışığın hafif farklı açılarda yansıtılmasına, böylece renkteki çeşitlenmeye yol açtığı bulunmuş.  tavus'un kendi  uzunluğu yaklaşık olarak 110-125 santimken, kuyruğu 120-130 santim uzunluğuna ulaşabilmekte.

darwin ve evrim karşıtlarının kendilerine yontarak evrim karşıtı örnek olarak sundukları tavus kuşu kuyruklarından bu noktada bahsetmek istiyorum. darwin 3 nisan 1860 tarihli mektubunda gerçekten "ne zaman tavus kuşu kuyruklarındaki gözlere baksam beni deli ediyorlar" sözlerini sarf etmiştir. fakat darwin'in hasta eden bu mükemmel kuyruklar "eşeysel seçilim" (cinsel seçilim) kuramının doğmasına sebep olmuştur. seçilimhttp://tr.wikipedia.org/wiki/se%c3%a7ilim  ile avantajlı veya "adaptif" özellikli bireyler, diğer bireylerine kıyasla bir üreme avantajına sahip olurlar. avantajlı özelliklerin veya alellerin toplulukta yaygın olması seçilimle garantilenmez. tavus kuşları uzun kuyrukları ve dikkat çekici renkleri ile cinsel olarak tercih edilirken, doğada vahşi hayata karşı savunmasız görünürler bu garip bir paradoks doğurur. 
&lt;b&gt;cinsel seçilim&lt;/b&gt;; organizmanın her ne şekilde olursa olsun bir eş elde etme ya da onunla başarılı bir biçimde çiftleşebilme yeteneği üzerinden işler. eşeysel seçilim, çoğu kez bireylerin sağkalım mücadelesine zarar verecek özellikleri üretebilecek kadar güçlüdür. eşeysel seçilimin ne kadar güçlü olduğunu anlamak için üreyemeyen bir canlının doğada yaşama şansının ne kadar az olduğunu düşünebilirsiniz. 
&lt;center&gt;&lt;div class="resim" style="width:480px"&gt;&lt;img src="http://www.antipatizan.com/uploads/mavi-yesil.jpg" alt="mavi ve yeşil tavus kuşu" border="0" /&gt;mavi ve yeşil tavus kuşları&lt;/div&gt;&lt;/center&gt;
uzun kuyruklu, güzel renklere sahip ve harika "göz" şeklinde simgelere sahip erkek tavus kuşlarının daha sağlıklı oldukları ve mükemmel döllere sahip oldukları bilimsel olarak kanıtlanmıştır. ayrıca bu tür güzel kuşlarla çiftleşen dişi tavus kuşu yavrularının doğada daha hızlı büyüdükleri ve daha fazla hayatta kalma oranları olduğu da kanıtlanmıştır. 
tabi ki evrim sonucu oluşan bu aşırı büyüme ve dikkat çekiciliğin kritik bir noktası vardır. kuyruklar taşınamayacak kadar ağırlaşırsa veya yeni bir tür vahşi hayvanın dikkatini çekerse doğal olarak dişi tavus kuşları daha normal büyüklükte olan kuşları seçecek ve evrim döngüsü yeniden başlayacaktır. bu arada insanoğlunun bu güzel hayvanı keşfetmesi ile birlikte tavus kuşunun evriminde yapay seçilimin de büyük rolü olmuştur. 
yine çapsız fikirlerle ve kendi sonucunu çıkaran varsayımlarda belirtildiği gibi kuyrukların bu yapısı kesinlikle "İndirgenemez komplekslikhttp://tr.wikipedia.org/wiki/%c4%b0ndirgenemez_karma%c5%9f%c4%b1kl%c4%b1k"'e örnek teşkil etmez. gayet indirgenebilirler ve aşama aşama oluşabilirler. desenlerdeki matematiksel gizem ve doğada bir çok yerde görünen matematiksel gizemler ise gizem değildir. maddelerin oluşumu (kar taneleri örneğindeki gibi) ve canlılarda görünen matematiksel özellikler (ayçiçeğinde görülen altın oran gibi) zaten fiziğin temellerinde yatan gerçeklerdir ve bu oluşumların fizik ve matematiğe uygun olması kaçınılmazdır.  Yazının Devamı İçin Başlığa Tıklayınız...</description>
			<link>http://www.antipatizan.com/yazi/tavus-kusu</link>
			<guid isPermaLink="true">http://www.antipatizan.com/yazi/tavus-kusu</guid>
			<pubDate>Mon, 28 Jun 2010 00:00:00 +0300</pubDate>

    <category>tavus kuşu</category>

    <category>kuşlar</category>

    <category>tavus</category>

    <category>evrim teorisi</category>

    <category>darwin</category>

    <category>eşeysel seçilim</category>

    <category>güzellik</category>

		</item>

<item>
<title>8. sanat yeni sinema</title>
			<description>yeni bir sinema hayal edin, senaryoyu sizin yönlendirebildiğiniz, filmleri istediğiniz oyuncunun gözünden seyredebildiğiniz, dilerseniz başrol oyuncusu olduğunuz, dilediğiniz mekanda geçen, yalancı oscarları, nazlı sinema yıldızları ve yüksek bütçeleri olmayan bir sinema. bence bir hayal değil ve buna çok yakınız. 

sinemada, sığ senaryolardan, fos aksiyonlardan, kısır döngülerden, kültür emperyalizminden ve lobi dayatmalarından kurtulmanın yolu sinemayı özgürleştirmek ise bence bu özgürlüğün yolu da teknolojiden geçer. milyonlarca dolarlık bütçeli filmleri kendi evinizde yataratabileceğiniz bir teknolojiye sahip olduğunuzu düşünün ve en güzel yanı da iyi bir eser için pahalı sinema yıldızlarına ihtiyaç duymayacak tüm dünyaya reklamlarınızı yaymak zorunda olmayacaksınız. 

bugün size gerçekte olmayan bir oyundan, belki de bir yazılımdan bahsedeceğim, bu proje hep hayal ettiğim, icat edilmesini istediğim ama benim için bir hayalken insanlık için mümkün olan bir proje. 

dünyaca ünlü matrix'in büyük dedesi, second lifehttp://secondlife.com/ adlı sanal dünya oyunu ve gerçekçi 3d modellemede çığır açan crysis benzeri oyunlar ile teknolojik alt yapısının şimdiden hazır olduğu görünen bu projenin çok yakın olduğunu düşünmekte haklı olduğumu sanıyorum. 3ds max, lightware, cinema 4d ve maya gibi gelişmiş yazılımlar bahsedeceğim teknolojilerin tümünü kapsayan niteliklere ve yeterliliğe sahip durumda. bu yazılımların bir adım ötesi, daha gelişmiş arayüzler ile son kullanıcıya hitap etmek ve hedefe yönelik otomasyon. 

&lt;center&gt;&lt;object width="480" height="360"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/video/xyuub"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.dailymotion.com/swf/video/xyuub" width="480" height="360" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/center&gt;
oyunun adı &lt;b&gt;director (yönetmen)&lt;/b&gt;, dilerseniz buna bir yazılım da diyebilir, ismini farklı şekilde de hayal edebilirsiniz. oyunumuz çok gelişmiş bir 3d oyun motoruhttp://tr.wikipedia.org/wiki/oyun_motoruna sahip. çok gerçekci 3d modelleme yapabiliyor ve kullanıcılar tarafından geliştirilebilen open source bir yapıya sahip. 

oyunumuzun ana hedefi bir film yapıp hasılat rekorları kırmak. siz bu oyunun ve sinema eserinizin yönetmenisiniz. oyunu role playing gamehttp://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=rpg veya frp amaçlı da oynayabilirsiniz. oyun içine entegre edilmiş yüzlerce kategoride binlerce hazır film seti mevcut. dünyanın önemli merkezleri, turistik yerler, uzay ve çeşitli fantastik dünyalar için her çeşit mekanınız var. ayrıca diğer tüm özellikleri gibi 3. parti veya şirketler tarafından yapılmış film setlerini de oyuna dahil edebiliyor, dilerseniz 3ds max, maya gibi popüler 3 boyutlu yazılımlarda hazırladığınız setleri, eşya ve karakterleri oyuna import edebiliyorsunuz. oyunun sürekli güncellenen patchleri ile üreticisinin kullanılmasına izin verdiği son mekan, eşya ve oyuncular otomatik olarak ekleniyor. 

oyuncu seçimini oyun içinde telif hakları ödenmiş dünyaca ünlü sinema yıldızlarından yapabileceğiniz gibi tüm fiziksel özelliklerini ayarlayabileceğiniz kendi oyuncularınızı da yaratabilir, dilerseniz dışarıdan 3 boyutlu modelleri veya kendinizin bir 3d modelini kullanabilirsiniz. (bunun için 3 boyutlu tarayıcıhttp://www.zamazing.org/yazi/3-boyutlu-tarayici-3-boyutlu kullanabilirsiniz) bir süre sonra sanal film yıldızları ile kaynayan dünyada gerçek sinema yıldızlarına para ödemenize zaten gerek kalmayacak. (al pacino'nun baş rolde oynadığı simonehttp://www.imdb.com/title/tt0258153/ (s1m0ne) adlı filmi bu noktada anmak gerek)
&lt;center&gt;&lt;object width="450" height="294"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.traileraddict.com/emd/2020"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.traileraddict.com/emd/2020" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" wmode="transparent" width="450" height="294" allowfullscreen="true"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/center&gt;
s1m0ne (simulation one) al'ın 3d olarak yarattığı sanal bir aktirisin tüm holywood'u peşinden sürüklemesini konu alan fikren çarpıcı ama sönük bir senaryoya sahip bir yapıttı. final fantasyhttp://www.finalfantasyxii.com/ serileri ise önce oyunlarla başlayıp harika 3d efektleri ile ön plana çıktıktan sonra tamamen sanal oyuncularla çekilen ilk gerçekçi 3d filmler oldular. hitmanhttp://tr.wikipedia.org/wiki/hitman_(bilgisayar_oyunu) gibi oyunlar da mükemmel senaryoları ve farklı final olasılıkları ile oyun-sinema yapıtlarının başarılı örneklerinden. avatarhttp://www.avatarmovie.com/ ise sektöre son damgayı vurmuş eser.  Yazının Devamı İçin Başlığa Tıklayınız...</description>
			<link>http://www.antipatizan.com/yazi/sekizinci-sanat-yeni-sinema</link>
			<guid isPermaLink="true">http://www.antipatizan.com/yazi/sekizinci-sanat-yeni-sinema</guid>
			<pubDate>Sat, 26 Jun 2010 00:00:00 +0300</pubDate>

    <category>sinema</category>

    <category>oyun</category>

    <category>3d</category>

    <category>sanat</category>

    <category>oyuncu</category>

    <category>icat</category>

    <category>rpg</category>

    <category>frp</category>

		</item>

<item>
<title>sanal alemin sanal aktivistleri</title>
			<description>İnternet medyasının diğer medya organları gibi belli bir kesime hizmet etmemesi, yandaş olamayacak kadar kozmopolit olması en güzel yanıydı, yanıydı çünkü artık editör orduları ve site kapattıran avukat orduları ile tekel medyası da internetin inceliklerini öğrenmiş durumda. 

&lt;div class="solresim"&gt;&lt;img src="http://www.antipatizan.com/uploads/eaktivist1.jpg" alt="sanal aktivist" border="0" width="200" height="193" /&gt;&lt;br /&gt;e-aktivist&lt;/div&gt;sosyal paylaşım ortamlarında &lt;b&gt;özgün içerik&lt;/b&gt; oluşturma özürlü kullanıcılar sayesinde internet medyası da aynı tas aynı hamam. birilerinin hedeflerine hizmet eden içerikler ordan oraya paylaşılmakta, boş beyinler için armut piş ağzıma düş tarzı görüşlere dönüşmekte. 
geçmişte kahvehane köşelerinde okudukları milli mecmuaların köşe yazarlarının görüşlerini birbirine satan tek tip insana alışmıştık, artık internet sayesinde daha değişik görüşler duyacağımızı düşünüyorduk ama yanılmışız. 

&lt;b&gt;sözlükler ve özgür bloglar&lt;/b&gt; olmasa internetin hali acınacak durumda görünüyor ama sanki bu tarz özgür platformlarda da körler ve sağırlar birbirini ağırlıyor gibi görünüyor. neden bilinmez bu ortamlarda yaratılan harika içeriklerin paylaşıldığını hiç görmezken , yine aynı ortamlardan çıkan cinsellik ve komedi tadındaki yazılar çalına çalına internet klişelerine dönüşüyor. 
İşin en vahim yanı evinde topluma hizmet edememenin ezik psikolojisine mahkum olmuş asosyal kesimin kan aranıyor duyurusu forward ederek, kanserli çocuk fotoğrafları paylaşarak ve facebook atatürk fan sayfalarına üye olarak bir anda en büyük aktivist, en büyük idealist olması, en büyük sosyal bilince kavuştuğunu düşünmesi. 

sosyal paylaşım sayfalarına karşı değilim, hatta çok yararlı olduklarını düşünüyorum, toplumun kendi gündemini oluşturması için büyük olanaklar sunuyorlar. fakat ne yazık ki yine aynı gündem yine aynı görüşler. özgür gündem adı altında sunulan haber içerikleri başlangıçta umut vaad ediyordu fakat şimdi görüyoruz ki daha fazla hit ve basite kaçma arzusu ile özgür gündem iddialı özgür basın, milli gazetelerden copy paste yapmanın ötesine geçemiyor. İşin en ilginç yanı internet gibi büyük bir platformun artık televizyonu ve medyayı yönetmesi gerekirken nadiren internet kaynaklı oluşumların tv'de gösterilmesine bile şaşırıyoruz. hala internet içeriğini televizyon oluşturuyor. ne yazık ki internette özgün içerik oluşturması beklenen küçük kesim de üzerine düşeni yapmak yerine pembe dizileri anlatan bloglar, çapsız köşe yazarlarının çapsız yazıları hakkında yorumlar ve birbirlerini dışlayan faşizan haber yorumları yapmaktan öteye geçemediler.  
&lt;center&gt;&lt;div class="resim" style="width:480px"&gt;&lt;img src="http://www.antipatizan.com/uploads/eaktivist2.jpg" alt="facebook milliyetçisi" border="0" width="480" height="360" /&gt;facebook milliyetçileri&lt;/div&gt;&lt;/center&gt;
bu yazımda sokaklara dökülelim çağrısı yapmıyorum. herkes idealist olmalı, eylemci olmalı, gerçek aktivistler olmalı şeklinde bir düşüncem de yok. ama en azından hiç kimse piyon olmamalı diye düşünüyorum. paylaşmak ondan aldığını buna vermek değildir. eğer paylaştığınız şeye kendiniz bir şey koymamışsanız ve onda sizin emeğiniz yoksa bu paylaşmak değildir. bu durum özgür internet için ve paylaşım adına olduğunu iddia ederek çaldıkları mp3'leri başkalarına dağıtan sahtekarlardan hiç farklı değil. modern çağın robin hood'u olmak istiyorsanız yol bu değildir.  Yazının Devamı İçin Başlığa Tıklayınız...</description>
			<link>http://www.antipatizan.com/yazi/sanal-alemin-sanal-aktivistleri</link>
			<guid isPermaLink="true">http://www.antipatizan.com/yazi/sanal-alemin-sanal-aktivistleri</guid>
			<pubDate>Fri, 25 Jun 2010 00:00:00 +0300</pubDate>

    <category>internet aktivizmi</category>

    <category>aktivist</category>

    <category>protesto</category>

    <category>eylem</category>

    <category>sosyal ağlar</category>

    <category>facebook miliyetçiliği</category>

    <category>paylaşım</category>

		</item>

<item>
<title>ay'ın karanlık yüzü</title>
			<description>dünyamızın biricik doğal uydusu, aydınlık gecelerin sorumlusu ay hakkında bilinenler ve bilinmeyenleri toparlayasım var bugün. ay sadece ulaşılabilir görüntüsü ile uzay çalışmalarını hızlandıran, yerine göre de hayal gücünü ateşleyen güçlü bir metafor. İnsanoğlunun uzay macerasını hızlandıran ve ilham veren bir numaralı gök efsanesine yeryüzü sanatı da çok şey borçlu. yazımda ara ara bunlara da yer vereceğim.  
&lt;div class="solresim"&gt;&lt;img src="http://www.antipatizan.com/uploads/moon.jpg" alt="dark side of the moon" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;ay'ın arka yüzü&lt;/div&gt;mitler ve efsanelerden başlayarak ay yolculuğumuza başlayalım: 
efsanelere geçmeden önce bazı batıl inanışlardan bahsedelim. ayla ilgili ilginç inanışlar şöyle, dolunay ışığına maruz kalarak açık havada uyumanın insanı delirttiği hatta kadınları hamile bıraktığına dair garip bir inanış var. yılbaşında dolunay olmasının uğursuz bir yıl getireceğine, bir ay içinde iki kere dolunay olursa o ay havaların kötü olacağına, ayı parmakla göstermenin uğursuz olduğuna inanılıyor.
ay bir çok efsanede doğurganlık, üreme ve doğumla ilişkilendirilen bir kavram bunun sebebinin 30 günlük ay döngüsü ile kadınların adet döngüsünün ilişkilendirilmesi olduğu düşünülüyor. 
&lt;b&gt;chang'e&lt;/b&gt;: çin mitolojisinde ay'da yaşadığına inanılan kadın, hikayenin özünde ölümsüz "chang'e" ve kocası kötü davranışları nedeni ile ölümlü olmakla cezalandırılır, tekrar ölümsüz olmak için bir iksir bulurlar ama chang'e açgözlülükle iksirden çok içerek aya yükselir ve orada yaşamaya mahkum olur.
&lt;b&gt;ay'daki tavşan&lt;/b&gt;: bir çok kültürde farklı tavşan mitleri var sebebi de resimdeki ilizyon olmalı. ayrıca çin efsanesine göre chang'e ile beraber aya gittiği rivayet ediliyor.
&lt;b&gt;ay'daki adam&lt;/b&gt;: yine basit bir pareidoliahttp://suphecimelek.wordpress.com/2010/06/21/pareidolia/ örneği. çeşitli kültürlerde binlerce farklı ayda yaşayan adam efsaneleri mevcut. hemen şuracıkta siz de bir tane yazabilirsiniz. (r.e.m. man on the moon: http://www.youtube.com/watch?v=1hksygogtos)
&lt;b&gt;anningan&lt;/b&gt;: alaska ve grönland 'da anlatılan bir efsane, ay tanrısı anningan kız kardeşi güneş tanrıçasına tecavüz eder bununla kalmayıp hala onun peşinde koşmaktadır. kovalamaca sırasında acıktıkça gücünü kaybeder ve görünmez olur, gücünü toplayınca tekrar kovalamacaya başlar.
&lt;b&gt;mawu&lt;/b&gt;: afrika'da anlatılan bir mit. mawu karısı güneş tanrıçası liza'ya bağlıdır. onu takip eder. güneş ve ay tutulmaları çiftlerin aşk zamanıdır.
yunan tanrıçası selene (luna) miti, artemis, aztek tanrısı tecciztecatl (tavşan olarak da tasvir edilir), hindu tanrısı soma, yeni zellanda mitlerinde geçen ayda yaşayan kadın rona gibi bir çok mit karakteri de ay'la ilişkilidir.  
&lt;b&gt;kurt adamlar ve dolunay&lt;/b&gt; ilişkisinden de bu noktada bahsetmemek olmaz. kurtların ay ışığında iyi görebildikleri için özellikle dolunayda geceleri avlanmayı sevdikleri biliniyor, efsanenin kökeninde bunu görmek mantıklı. bir çok insan dolunayın insanları delirttiğine inansa da bilimsel olarak gelgitler ve yakamozların edebiyata konu olması ve ayın ilham vericiliği dışında, ay'ın insan üzerinde kanıtlanmış hiçbir psikolojik, fizyolojik etkisi yok. çılgınlık anlamına gelen "lunacy" kelimesinin "luna" kökeninden türemesi de bu noktada ilginç. 
İslam dünyasında hz. ali'nin isminin ayda yazdığına dair bir inanış da mevcut. 
&lt;center&gt;&lt;div class="resim" style="width:400px"&gt;&lt;img src="http://www.antipatizan.com/uploads/moonrabbit.jpg" alt="ay benzetmeleri" border="0" /&gt;ay pareidoliaları&lt;/div&gt;&lt;/center&gt; Yazının Devamı İçin Başlığa Tıklayınız...</description>
			<link>http://www.antipatizan.com/yazi/ay-in-karanlik-yuzu</link>
			<guid isPermaLink="true">http://www.antipatizan.com/yazi/ay-in-karanlik-yuzu</guid>
			<pubDate>Thu, 24 Jun 2010 00:00:00 +0300</pubDate>

    <category>ay</category>

    <category>luna</category>

    <category>moon</category>

    <category>uydu</category>

    <category>dolunay</category>

    <category>uzay</category>

    <category>gökbilim</category>

    <category>apollo</category>

		</item>

<item>
<title>İcat edilmesini istediğim şeyler</title>
			<description>günlük hayatta bir çok kez eksikliğini fark ettiğiniz fakat dünyada henüz var olmayan veya piyasada bulunmayan aletler aklınıza gelmiştir. İcat edilmesi istenen aletler başlığında bir çok sözlükte veya blogda çok ilginç fikirler mevcut. ben biraz daha farklı bir yaklaşımla sadece günümüz teknolojisi ile yapılması mümkün olan aletler hakkında yazacağım ve bu aletlerin nasıl hayata geçirilebileceği hakkındaki fikirlerimi yazacağım. aslında bu noktada "icat" kelimesi yanlış oluyor, çünkü bu aletlerin alt yapısında yatan teknolojiler zaten icat edilmiş sadece geliştirilmeleri gerekiyor. 

&lt;div class="solresim"&gt;&lt;img src="http://www.antipatizan.com/uploads/zihnisinirproceleri.jpg" alt="porof. zihni sinir proceleri" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;porof. zihni sinir&lt;/div&gt;&lt;b&gt;kaybolduğunda tv üzerinden çaldırılabilen uzaktan kumanda&lt;/b&gt;
geliştirilmesi çok basit bir alet, teknoloji zaten telsiz telefonlarda uygulanmakta, sadece uzaktan kumandalara uyarlanmalı. wireless, bluetooth veya en basitinden radyo dalgaları ile rahatlıkla uygulanabilir. tv üzerinde bir butona basacaksınız ve uzaktan kumandanız bli bli ötecek. bu teknoloji sık kaybolan bir çok alete de uyarlanmalı ayrıca. bir çok kişinin hakikaten ya dediğini duyar gibiyim. 

&lt;b&gt;üzerinde okunacak bir şeyler olan tuvalet kağıtları&lt;/b&gt;
benim gibi bir çok kişinin tuvalette bir şeyler okuduğunu biliyorum. ben bu noktada biraz aşırıya kaçıyorum. bir çok kitabı sadece tuvalette okudum, üniversiteye hazırlık saatlerimin bir çoğu tuvallete geçti. en azından her seansta bir test çözüyordum ve gelişim hachette, hayat ansiklopedisi gibi cilt cilt eserlerden meydana gelen bir banyo kitaplığına sahiptim.
geçenlerde piyasada üzerinde sudoku baskılı tuvalet kağıtlarınınhttp://www.buldumbuldum.com/urun/sudoku-tuvalet-kagidi/ satıldığını gördüm.sevindirici bir haber ama benim istediğim "saatli maarif takvimi" gibi bir şey. böylece günü gelmeden tüm tuvalet kağıtlarının bitirilmesinin de önüne geçilebilir.    

&lt;b&gt;cep telefonlarına numarayı engelle seçeneği&lt;/b&gt;
şöyle ki bizi aramasını istemediğimiz bazı numaraları aynı msn gibi uygulamalarda yapıldığı gibi engelleyelim. bu kişiler aradığında telefonu sessize almayalım her seferinde. onların bizi aradığından daha sonra haberdar olabilelim ama arayan kişi bloklandığını anlayamasın, arayan kişiye telefon kapalı veya çekmiyor mesajı gitsin. bu şekilde aradım niye açmadın kavgalarından kurtulalım, hayat bayram olsun. İnsanın iletişim özgürlüğü kadar dilediği zaman iletişilme özgürlüğü de olmalı değil mi?

&lt;b&gt;uyandıran yatak&lt;/b&gt;
uykuhttp://www.antipatizan.com/yazi/uyku adlı yazımda bundan kısaca bahsetmiştim. eeg gibi bazı ölçümler yaparak uykunun en uygun zamanında sizi uyandırarak güne zinde başlamayı sağlayan bir yatak istiyorum. uyandırmayı titreşimle, masajla, güzel bir müzikle falan da yapabilir ki iğrenç alarm seslerinden sonra bünyeye ilaç gibi gelir.  Yazının Devamı İçin Başlığa Tıklayınız...</description>
			<link>http://www.antipatizan.com/yazi/icat-edilmesini-istedigim-seyler</link>
			<guid isPermaLink="true">http://www.antipatizan.com/yazi/icat-edilmesini-istedigim-seyler</guid>
			<pubDate>Thu, 24 Jun 2010 00:00:00 +0300</pubDate>

    <category>icat</category>

    <category>teknoloji</category>

    <category>bilim</category>

		</item>

<item>
<title>kronik ağrıların kişilik üzerindeki etkileri</title>
			<description>yıllardır çeşitli kronik ağrılara bağlı bir yaşam sürdüren bir kişi olarak bunun karakterim üzerinde bir çok etkisi olduğunu hissediyorum. sürekli sinüzit kaynaklı baş ağrısı, arada bel ağrısı, mide ağrıları, gastrit, reflü türevleri ve dönemsel olarak romatizmal ağrılar çekiyorum. ard arda yazınca bir an cehennem tasviri gibi oldu ama o kadar da kötü değil. en azından her an bu ağrıları çekmiyorum ya da aynı anda farklı ağrıları çok nadir hissediyorum. aslında aynı anda iki tür ağrıyı sık yaşıyorum ama baskın olan dışındakini pek kaale almıyorum.

anksiyete, depresyon, umutsuzluk, güvenin azalması, histeri ve yılgınlık gibi psikolojik durumlar bizzat ağrıya sebep olabilirken, ben aynı şekilde ağrıların da bu psikolojik rahatsızlıklara yol açtığını düşünüyorum. 
&lt;div class="solresim"&gt;&lt;img src="http://www.antipatizan.com/uploads/gripin.jpg" alt="gripin" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;gripin kadını&lt;/div&gt;&lt;b&gt;psikojenik ağrı&lt;/b&gt; adı verilen psikolojik problem kaynaklı fakat ağrıya sebep olabilecek hiçbir neden tespit edilemediği durumlar ise bahsettiğim durumdan farklı. en azından kendi ağrılarım için ağrı sebepleri doktorlar tarafından teşhis edilmiş fakat tedavi edilememiş durumdalar.
fiziksel muayene, laboratuvar incelemeleri (kan tahlilleri, filimler, bilgisayarlı tomografiler, ultrasonlar gibi) ile yeterince açıklanamayan çok sayıda bedensel belirtilerin bulunmasıyla karakterize edilen hastalıklara ise &lt;b&gt;somatizasyon bozukluğu&lt;/b&gt; deniyor. somatizasyon ağrılarının nedeni tam olarak bilinmiyor ve psikolojik temelli ağrılardan farklı değerlendiriliyorlar. bu tip ağrılar bedensel hastalığa ruhsal tepki, tedavi amacıyla kullanılan ilaçların ruhsal yan etkileri, bedensel hastalığın neden olduğu ruhsal bozukluklar gibi çeşitlere ayrılıyor.

yukarıda bahsettiğim türden psikolojik ağrılar çeken veya somatizasyon bozukluğu olan kişilerin ağrının kendisi dışında kişilik ve karakterleri üzerinde ayrı bir baskı olması üzücü. çünkü bu tip ağrıların sebebinin belli olmaması ayrı bir kaygı yaratmanın dışında çevreden de yalancı, hastalık hastası muamelesi görme gibi sorunlara sebep oluyor.  
&lt;center&gt;&lt;div class="resim" style="width:400px"&gt;&lt;img src="http://www.antipatizan.com/uploads/agri.jpg" alt="ağrı" border="0" /&gt;kronik ağrılar&lt;/div&gt;&lt;/center&gt;
kronik ağrı ve kronik baş ağrısı gibi sorunlar yaşayan kişilerde ortak görünen davranışlar ise şöyle; uyku düzensizliği, halsizlik veya düşük enerji, sinirlilik, iştahsızlık, depresyon, gelişigüzel ilaç kullanımı veya ilaç bağımlılığı, ailevi ve sosyal problemler yaşama. uzun dönemde tüm bu davranışsal sorunlar karakterinizin de bir parçası olabiliyor. Yazının Devamı İçin Başlığa Tıklayınız...</description>
			<link>http://www.antipatizan.com/yazi/kronik-agrilarin-kisilik-uzerindeki-etkileri</link>
			<guid isPermaLink="true">http://www.antipatizan.com/yazi/kronik-agrilarin-kisilik-uzerindeki-etkileri</guid>
			<pubDate>Wed, 23 Jun 2010 00:00:00 +0300</pubDate>

    <category>kronik hastalıklar</category>

    <category>kronik ağrılar</category>

    <category>ağrı</category>

    <category>baş ağrısı</category>

    <category>ağrı eşiği</category>

		</item>

<item>
<title>topu topu 7 nota var kaç ayrı beste yapılabilir ki </title>
			<description>bu ünlü aforizma büyük bestekar serdar ortaç efendiye ait. topu topu 7 nota olan şu hayatta binlerce dansöz olması da ayrıca düşündürmekte sanırım kendisini. 7 notayla kaç farklı beste yapabilirsiniz ki, ama binlerce dansözle yapılamayacak şey yoktur. 

orhan pamuk , kara kitap'ta "hiçbir şey hayat kadar şaşırtıcı olamaz yazı hariç" dedirtmişti kendi hayal kahramanı doğulu yazar İbn-i zerhani'ye. 29 harfle topu topu kaç şaşırtıcı hikayeniz olabilir ki?

ben de kendi fani hayatımda müzik kadar şaşırtıcı bir şey olmadığını düşünüyorum. öyle ki müzik hakkında 29 harfle yazabileceklerim gerçekten kısıtlı. müziğin her bünyeye farklı etkisi de anlatılmasını zorlaştırıp, şahsına münhasır yapar bu sanat dalını. 

&lt;center&gt;&lt;object width="480" height="385"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/lbwy3bli92y&amp;hl=en_us&amp;fs=1&amp;rel=0"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/lbwy3bli92y&amp;hl=en_us&amp;fs=1&amp;rel=0" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/center&gt;
avusturya kralı ii. joseph mozart'ın "the marriage of figaro" adlı muhteşem eserini dinledikten sonra "harika bir iş çıkartmışsınız fakat çok fazla nota var sevgili mozart, bir kaç kesme ve çıkarma ile mükemmel olacak" demiş. mozart da "majesteleri hangi birkaç notayı çıkarmamı isterler" diye sorarak harika bir yanıt vermiş.  Yazının Devamı İçin Başlığa Tıklayınız...</description>
			<link>http://www.antipatizan.com/yazi/topu-topu-7-nota-var-kac-ayri-beste-yapilabilir-ki </link>
			<guid isPermaLink="true">http://www.antipatizan.com/yazi/topu-topu-7-nota-var-kac-ayri-beste-yapilabilir-ki </guid>
			<pubDate>Tue, 22 Jun 2010 00:00:00 +0300</pubDate>

    <category>müzik</category>

    <category>nota</category>

    <category>sanat</category>

    <category>yazı</category>

		</item>

<item>
<title>sigara yasağı</title>
			<description>aslında sigara hakkında bir şeyler yazmayı düşünüyordum ama sigara yasağını öncelikli olarak en azından kafamdan bertaraf etmeye karar verdim. 
devletin halk sağlığını korumak adına yaptırımlar yapmasını sosyal devlet adına yararlı buluyorum fakat bu yaptırımlar uygulanırken kişisel özgürlükler üzerinde iyi düşünülmeli. yapılan en büyük hatanın başka insanlara zarar vermenin yasaklanması yerine sigara tüketiminin yasaklanması olduğunu düşünüyorum. 
sigara bağımlıların geçmişte bu antipatiyi yaratacak çok büyük hatalar yaptığını kabul ediyorum, bu ülkede yıllarca otobüslerde, sağlık merkezlerinde, uçaklarda ve bir çok kamusal alanda ölümüne sigara içildi ve içirildi. bu durum kesinlikle pasif içicileri çok kötü etkiledi ve sağlık sorunlarına yol açtı. ama en azından günümüzde sigaranın zararlı olmadığını ve içmeyenlere zorla solutulması gerektiğini savunan bir manyak tanımıyorum. 
&lt;div class="solresim"&gt;&lt;img src="http://www.antipatizan.com/uploads/dumansiz-hava.jpg" alt="sigara yasağı" border="0" /&gt;&lt;br&gt;dumansız hava sahası&lt;/div&gt;kamusal alanlarda sigara içilebilen tamamen yalıtımlı ortamlar yaratmayı zorunlu kılan bir yasanın kişi özgürlüklerine müdahale etmeden amacına ulaşacağını düşünüyorum. geçmişte bunun bir denemesi yapıldı fakat sınırlar yasada kesin olarak belirtilmediği için amacına ulaşamadı bu noktada eski kanun tasarısı daha somut hale getirilecekken faşizan bir yaptırım kanun oldu. 
üstelik halk sağlığı adına bu derece sert bir sigara yasağı koyan devlet &lt;b&gt;gdo'lu ürünler&lt;/b&gt;, kanser yapıcı maddeler ve halk sağlığı için tehdit içeren hormonlu meyve ve sebzeler için hiçbir yaptırımını hayata geçirmemekle kalmayıp örneğin genetiği değiştirilmiş organizmalar için sınırları dünyaya açmakta hiç sakınca görmüyor. 

sigara paketlerinin üzerindeki yazılardan sonra yeni bir düzenleme ile artık paketlerin üzerine şok edici, irrite edici resimler koymak zorunlu olacak. bu uygulamaya karşı değilim, zararlı bir şeyi sempatik göstermeye gerek yok zaten ama aynı uyarıların ve irrite edici resimlerin hormonlu, kanser yapıcı ve gdo'lu gıdaların da üzerine konmasını talep ediyorum. Yazının Devamı İçin Başlığa Tıklayınız...</description>
			<link>http://www.antipatizan.com/yazi/sigara-yasagi</link>
			<guid isPermaLink="true">http://www.antipatizan.com/yazi/sigara-yasagi</guid>
			<pubDate>Tue, 22 Jun 2010 00:00:00 +0300</pubDate>

    <category>sigara yasağı</category>

    <category>sigara</category>

    <category>tütün yasağı</category>

    <category>dumansız hava sahası</category>

    <category>içki yasağı</category>

		</item>

<item>
<title>uyku</title>
			<description>uykuyu hayatımda en çok problem yaratan evre olarak görüyorum. genel popülasyonun en az %25 'inin de uyku bozuklukları ve uyku ile ilgili şikayetleri olduğuna dair bir istatistik mevcut. İnsanların en az yarısı da hayatının bir döneminde uyku problemleri yaşıyor. 

benim problemim daha çok &lt;b&gt;uyku düzeni (siklus) bozukluğu&lt;/b&gt; ile ilgili. konuyla ilgili araştırma yapmadan çok önce biyolojik saatimde bir sorun olduğuna dair bir tanı yapmıştım kendime. şöyle ki benim biyolojik saatimde bir gün yaklaşık 26 saat sürüyor bu sebeple de her gün bir öncekinden iki saat sonra uykum geliyor. yıllardır bu nedenle uyku saatim gün içinde kayan bir döngüye sahip. hayatımın çeşitli evrelerinde farklı uyku sorunları da yaşadığım için ve ilgilenenlere faydası olabilir umuduyla diğer uyku bozukluklarıyla ilgili de bilgilere yer vereceğim. 

ortalama insan ömrünün 3'te birini kapsayan uyku hakkında bilgilerimiz ve bilimin keşfettikleri de ilginç bir şekilde çok kısıtlı. İnceledeğim bilimsel kaynaklar birbirine tamamen zıt bilgiler içerebiliyorlar. örneğin "neden uyuyoruz?" sorusuna verilen cevaplar bile çok farklı. örneğin rem uykusunu keşfeden bilim adamı william dement'e neden uyuyoruz? sorusu sorulduğunda, "bildiğim kadarıyla, uyku uyumamızın tam anlamıyla gerçek nedeni, uykumuzun gelmesi." şeklinde cevaplamış. &lt;center&gt;&lt;div class="resim" style="width:360px"&gt;&lt;img src="http://www.antipatizan.com/uploads/sleep.jpg" alt="dali- sleep" border="0"&gt;salvador dali'nin uyku tablosu&lt;/div&gt;&lt;/center&gt;&lt;b&gt;uykunun nedeni&lt;/b&gt; konusunda dinlenme, çeşitli madde ve hormonların sentezi, hafızanın yeniden yapılandırılması, psikolojik yenilenme gibi sebepler veriliyor; fakat bu cevaplara dair kesin kanıtlar mevcut değil. özellikle rüya konusunda bilim adamları çok farklı görüşlere sahip. başlı başına rüyayı ele alan bir yazıyı da yakında yayınlayacağım. 

benim açımdan en önemli problemlerden biri de uykuyu bir vakit kaybı olarak görmem ki hayatımın üçte birini alan bir evre için hiç de haksız olmadığımı düşünüyorum. internet bilmem kaç yıldır uyumayan adam (bilmem kaç yıl 10 yıldan 90 yıla kadar uzanıyor) haberleri ile dolu iken ve bu adamların bir çoğunun hiçbir sağlık problemi yaşamadığı veya ömürlerinin kısalmadığı ortadayken uyku konusunda bir şeyleri yanlış yapıyor olabileceğimizi düşünüyorum. fakat belirtmekte yarar var bu tür uyumayan adam haberlerinin bir çoğu atmasyon görünüyor ve bilimsel bir doğrulama içermiyorlar. Yazının Devamı İçin Başlığa Tıklayınız...</description>
			<link>http://www.antipatizan.com/yazi/uyku</link>
			<guid isPermaLink="true">http://www.antipatizan.com/yazi/uyku</guid>
			<pubDate>Mon, 21 Jun 2010 00:00:00 +0300</pubDate>

    <category>uyku</category>

    <category>rem</category>

    <category>rüya</category>

    <category>lucid dreaming</category>

    <category>biyolojik saat</category>

    <category>narkolepsi</category>

    <category>insomnia</category>

    <category>uyku süresi</category>

    <category>uyku bozuklukları</category>

		</item>

<item>
<title>paralel evrenler kuramı </title>
			<description>neden bilinmez ilk duyduğumdan beri teorik fizikte beni en çok heyecanlandıran konulardan biri oldu paralel evrenler. aslında heyecanın nedenini de biliyorum, evreni kafamda ancak bu kuramla oturtabiliyorum şimdilik. 

paralel evrenler kuramı içinde bulunduğumuz evreni gerçekte iç içe geçmiş, birbirini şekillendiren, birbiriyle iletişim halinde olan, birbirine paralel çok sayıda evrenlerin bulunduğu sonsuz uzayın minik bir kesiti olarak görüyor. kara delikler ve solucan delikleri de teoride paralel evrenleri destekleyen kavramlardı.
&lt;center&gt;&lt;div class="resim" style="width:400px"&gt;&lt;img src="http://www.antipatizan.com/uploads/paralelevrenler.jpg" alt="paralel evrenler" border="0"&gt;paralel evrenler&lt;/div&gt;&lt;/center&gt;m-teorisi ise 5 farklı sicim kuramı'nı birleştiriyor ve 10 yerine 11 boyutlu bir evren ortaya koyuyor. 3 boyutlu evrenimiz, daha fazla boyuttan oluşan bir uzay-zaman içinde dolaşan üç boyutlu bir zar olarak düşünülüyor. İçinde yaşadığımız evrenin 11 ya da daha küçük boyutta bir uzay-zamanda bir ada olabileceği ve bu uzay-zamanda benzeri birçok evren olabileceği m-teorisinin getirdiği kavramlar. sicim teorisi ile yer çekimi teorisinin birleştirildiği m-teorisi şu an her şeyin teorisine en yakın kuram olarak kabul ediliyor fakat m-kuramının öngörülerinin deneyler tarafından doğrulanması ve bir fizik yasası konumuna gelmesine henüz çok uzağız.

bir çok insan için zamanda yolculuk gibi kavramların da önünü açtığı düşünüldüğü için de heyecanlı bir konu bu. zamanda geriye gidip dedenizi öldürdüğünüzde, dedenizi öldürmediğiniz paralel bir evrende yaşamınızı devam ettirebileceğiniz gibi bir açıklama ile bazı paradoksları çözdüğü düşünülüyor. ben işin o kısmından çok felsefi açıdan ve abiyogenez, evrim gibi kuramları desteklemesi açısından ilgileniyorum.
 
İnananlar tarafından da kader kavramını anlaşılır kıldığı için sevilebilir gibi sanki. kaderiniz çeşitli olasılıklarda paralel evrenlere yazılmış, çizilmiştir ve siz seçimlerinizle paralel evrenler arasında geçiş yapar doğru ya da yanlış yolu bulursunuz gibi. bu noktada farklı sonlara ulaşılabilen kitap veya bilgisayar oyunlarına benziyor. gerçi görünen o ki inanç dünyası big bang'e ve başlangıç noktasına bu denli sıkıca sarılmışken paralel evrenleri tutmayacaktır. Yazının Devamı İçin Başlığa Tıklayınız...</description>
			<link>http://www.antipatizan.com/yazi/paralel-evrenler-kurami</link>
			<guid isPermaLink="true">http://www.antipatizan.com/yazi/paralel-evrenler-kurami</guid>
			<pubDate>Mon, 21 Jun 2010 00:00:00 +0300</pubDate>

    <category>paralel evrenler kuramı</category>

    <category>evren</category>

    <category>m-teorisi</category>

    <category>her şeyin teorisi</category>

    <category>zaman yolculuğu</category>

		</item>

<item>
<title>algı</title>
			<description>İnsanoğlunun yaşam ve evren hakkındaki düşüncelerindeki tüm hatalarının algı ile ilgili olduğunu düşünüyorum. şöyle ki yerinde gitmeyen bazı şeyler ve boş inançlar sanki hep algı sorunu. genel olarak kendi zaman ve boyut kavramlarımız içinde düşünebildiğimiz, ötesini rakamlarla ifade edebilsek de kavrayamadığımız için ciddi düşüncel hatalara kapılıyoruz. sadece içinde bulunduğumuz samanyolu galaksisinde en az 400 milyar yıldız, evrende ise tahmini olarak 70 x 10 üzeri 18 yıldız ve en az 210 x 10 üzeri 18 gezegen bulunduğu hesaplanıyor, peki biz yaşam ve evren hakkında düşünürken bu rakamları algılayabiliyor muyuz?

4 boyutlu evreni iki boyut algılayabilen sensörlerimizle anlamlandırıyoruz fakat bu algılama sürecinde yaptığımız hataları fark etmiyoruz.&lt;div class="solresim"&gt;&lt;img src="http://www.antipatizan.com/uploads/escher.jpg" alt="escher" border="0" /&gt;&lt;br&gt;escher&lt;/div&gt;somut bir şekilde şöyle anlatabilirim demek istediğimi, örneğin 3 boyutlu görsel dünyadan bize yansıyan ışınlar gözlerimizdeki ağ tabakasına 2 boyutlu olarak yansır, sanıldığı gibi bizler 3 boyutlu falan görmeyiz. bilimsel olarak 2 boyutlu bir veri eksiksiz olarak 3 boyuta çevrilememektedir. beynimiz milyonlarca olasılığı hesaplayarak bize 3 boyutumsu bir algılama sağlar, fakat bu süreçte beynimiz bir çok hata da yapar. &lt;a href="http://www.mcescher.com/" target="_blank"&gt;escher&lt;/a&gt;'in eserleri bu hataları harika şekilde gözler önüne sermektedir. tüm diğer duyu organlarımız da çevremizi algılarken çeşitli hatalara sebep olmakta ve tüm bunlar hayatı anlamlandırmada hatalı ve yüzeysel kalmamıza sebep olmakta. İşin en vahim yanı ise çoğu kez hatalarımızın hiçbir zaman farkına bile varmamamız. evet escher'in resimlerine bakarken bir yerlerde bir problem olduğunu anlıyoruz fakat hayata ve evrene bakarken algılayışımızda bir problem olduğunu bile sezmiyoruz çoğu zaman. mickey mouse gerçekten yaşasaydı ona derinlik diye bir şey olduğunu anlatmanız mümkün değildi. Yazının Devamı İçin Başlığa Tıklayınız...</description>
			<link>http://www.antipatizan.com/yazi/algi</link>
			<guid isPermaLink="true">http://www.antipatizan.com/yazi/algi</guid>
			<pubDate>Mon, 21 Jun 2010 00:00:00 +0300</pubDate>

    <category>algı</category>

    <category>algıda seçicilik</category>

    <category>duyu</category>

    <category>escher</category>

    <category>evren</category>

		</item>

<item>
<title>antipatizan</title>
			<description>bir işe başlamanın en zor yanlarından biri o işe isim koymak olsa gerek ya da bazen bir işi yapmak yaptığın işi anlatmaktan daha kolay olabiliyor. ben de kolaya kaçıyorum ve antipatizan.com ne menem bir şeydir anlatmak yerine bir şeyler anlatıyorum şimdiden. 

İsim konusunda gelince türk dil kurumuna göre antipatizan şeklinde bir sözcük mevcut değil. fakat neden olmasın ki? sempatizan; üyesi olmadığı hâlde bir partinin, bir topluluğun görüşlerini benimseyen veya bir görüş, bir öğretiyi, bir akımı tutan kimse, duygudaş olarak tanımlanmış tdk'da. antipatizan da pekala tamamen karşıt olmadığı halde bir topluluğun görüşlerini soğuk ve itici bulan kimse olarak tanımlanabilir.
ne anlattığı anlaşılan fakat mevcut olmayan bir kelime ilginç, dil konusunda yazacağım yazılardan birine konu olabilir sanırım.

futbol takımı bile tutmayan fakat tutanların da tamamen karşısında olmayan bir birey olarak antipatizan tanımına uyuyorum sanırım. ve evet futbolu sevimsiz ve itici buluyorum. 

yine de isim konusuna takılmayın siz. yerine göre sempatik de olabilirim, yakışıklı ama antipatik de.  Yazının Devamı İçin Başlığa Tıklayınız...</description>
			<link>http://www.antipatizan.com/yazi/antipatizan</link>
			<guid isPermaLink="true">http://www.antipatizan.com/yazi/antipatizan</guid>
			<pubDate>Mon, 21 Jun 2010 00:00:00 +0300</pubDate>

    <category>antipatizan</category>

    <category>blog</category>

    <category>yazı</category>

    <category>evren</category>

		</item>

	</channel>
</rss>
