Beni her zaman şaşırtan şeyler var. Yani ilk gördüğünde beklenmedikliğin etkisi değil de her seferinde şaşırtan şeyler. Sanat, doğum, basitin karmaşıklığı ve tesadüfler gibi.
Sanatı sanat yapanın şaşırtıcılığı olduğunu düşünürüm bazen. İnsanı ters köşeye yatıran, hayran bırakan ve ansızın kafanıza dank ederek şaşırtan şeylerdir sanat. Bu şaşkınlık ve bakakalma ilk kez görmenin verdiği hayret değildir, aynı şeye defalarca şaşar hep hayran kalırsınız ve ne kadar derine inerseniz inin ne kadar maruz kalırsanız kalın hep aynı derecede şaşırtıcıdır. Daha da şaşırtıcı olan ise insanın tüm basitliğiyle bu kadar karmaşık bir ürünü ortaya koyabilme becerisi olsa gerek. Bazen işe tesadüflerin karıştığını hissediyorum öyle ki sanatçılar bile ortaya çıkardıklarına şaşırabiliyor.
Sevdiğiniz sanat eserlerinin yaratıcılarını incelediğinizde bazen hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Onun da sizin kadar basit olduğunu görüp üzülebilir sanat eserini küçük görme yanılgısına kapılırsınız. Fakat verilen emeği göz ardı ediyor olabiliriz. Dünyanın en şaşırtıcı eserleri sizden daha az zekaya veya yeteneğe sahip kişilerce meydana getirilmiş olabilir çünkü onlar çok çalışır. Ayrıca bazen olasılıklar doğru yerde doğru kişiye ve doğru ürün için bir araya gelebilirler. Hayatınızda en çok yücelttiğiniz müzik gruplarının bireylerinin tek tek çalışmalarının beraberkenki yapıtlarının çok altında olduğuna şahit olabilirsiniz. Buna sinerji diyip geçebilirsiniz ama bazen her şey olması gerektiği yerdedir.
İnsan beyninin en garip yanlarından biri tüm makinalardan farklı olarak daha fazla olasılık arasından seçim yapabilme yeteneği olarak görünüyor üstelik sadece duyu organlarının sunduklarının arasında değil kendi yarattığı seçenekleri de seçebiliyor. Biz bu kadar aptalken dünya nasıl bu kadar karmaşık olabiliyor sorusuna da olasılıklar cevap veriyor. Ayrıca insan evladının bütün canlılardan farklı olarak bir üst üste koyma becerisi var. Her şey yeniden başlamıyor küçük ve basit adımlarla devasa eserler meydana getirebiliyor geçmişin verileri ile bilimi ilerletebiliyoruz. [...]
Entropi, kapalı bir fiziksel sistemin ne kadar düzenlenmemiş olduğunu, düzenden kaosa geçişi ve sürekli olarak artan bozunmayı gösteren niceliksel bir ölçü olarak termodinamiğin 2. yasasıdır ve aslında mutlak değildir. Yani kaostan düzene geçiş de mümkündür. Entropi bir yasa olduğu için kafa karıştırıcı olabilir ama evren ve canlıların oluşumu bize tersinin de olabileceğini ispatlamış durumda.
Evren ve yaratılışı , Entropik ilkeyi göz önüne alarak incelediğimizde rastlantılar ve mucizelerle karşılaşan insanoğlunun aklı doğal olarak epey karışır. Rastlantılara inanmak yerine hiç olasılığı olmayan şeylere inanma eğilimi gösterir ki bilimin ve mantığın olmadığı bir yerde bulur kendini. Mantığın olmadığı yerde başka bir zaman buluşmak üzere diyerek kaosun düzene kavuştuğu ve rastlantının hiç de garip olmadığı sularda yüzelim biraz.
Sanırım bu noktada en güzel örnek evrim teorisidir, garip rastlantılara yer vermeden gayet basitçe kaostan düzenin, cansızdan canlının ve çeşitliliğin açılımını yapar. Üstelik tüm bu açıklamalar gayet net ve basittir. Doğanın ve yaşamın kendi kuralları ile hiçbir müdahele olmaksızın nasıl yolunu bulduğunu gözlemlerle, deneylerle ve bulgularla açıklayan evrim teorisini tekrar anlatmaya gerek duymuyorum. Bir şeyleri amaçlayan bir bilinç olmadan olayların nasıl şimdi olduğu gibi olduğunu açıklaması açısından entropik ilkenin rastlantı boyutunu hiçe sayması şaşırtıcı olduğu kadar düşündürücü.
Canlılar dışında cansız nesnelerin de atom yapıları gereği kendiliğinden düzensiz yapıdan düzenli şekle girdikleri biliniyor. Özel şekiller oluşturan kristal yapıları, ve kendi şekillerinin kopyasını yapabilen maddeler mevcut. Örneğin yapay elmas yapımı için gerçek elmas üzerinde basınca maruz bırakılarak elmas yapısını kopyalayan karbon molekülleri kullanılıyor. Bu oluşum doğada kendiliğinden de meydana gelebilmekte. [...]
Gericiliğin toplum üzerindeki siyasal, sosyolojik ve psikolojik etkilerini bir kenara bırakıp doğrudan bilim ve sanat üzerindeki etkileri hakkında somut veriler sunmak adına bir yazı hazırlamaya karar verdim. Gericilik ve yobazlığın özgürlük, siyasi görüşler, dinler ve inançlar düzeyinde insanlık üstüne vahşi etkilerini ise ayrıca ele almanın gerektiğini düşünüyorum. Bu noktada Emre Kongar'ın insanoğlunun tarihsel gelişim sürecine, üretim ilişkilerine, tüketim ve paylaşım ilişkilerine ve siyasal rejimlere göre yaptığı gericilik sınıflandırmasını haklı buluyorum. Bu yazımda Kongar'ın tanımına göre toplayıcılık, avcılık, tarım, sanayi ve bilgi toplumu gibi aşamaları geriye götürmek veya durdurmak anlamındaki gericiliği ele alıyorum.
Gerici çağdaş değerlere ve yeniliklere önem vermediği gibi, eskiyi özler, geçmişi yaşar ve yaşatmaya çalışır. Yobaz ise aşırı bağlı olduğu görüşleri sonuna kadar savunmakla kalmayıp bağnazlığı ile baskı ve dayatma yaparak gericiye sahip çıkar. Bilim ve sanat doğası gereği yobaz ve gericiye karşı olmak zorunda kalmıştır ve iyi bir savaşçı olmadığı için her zaman bir şeylere rağmen ayakta kalmış, çoğu zaman kaybetmiştir.
Sizce insanlık olması gerektiği yerde midir? Gerici ve yobazlardan arınmış bir dünya teknolojide, sanatta ve bilimde ne kadar ileri olabilirdi? Bu soruları cevaplayabilmek için öncelikle 21. yüzyıl bilimi ve sanatı gerici ve yobazlar yüzünden neler kaybetmiştir bir bakalım.
Sokrates
Sokrates (M.Ö. 470 - M.Ö. 399): Yunan Felsefesinin kurucularındandır. Şehrin tanrılarına inanmamak onların yerine başka tanrılar koymak ve böylece gençliği zehirlemekle suçlanarak ölüme mahkum edilir. (Platon - Sokrates’in Savunması) "Kimseye hiçbir şey öğretemem, sadece onların düşünmelerini sağlayabilirim"
Aristoteles (M.Ö. 384 – M.Ö. 322): Antik Yunan filozofu. Büyük İskender'in ölümü üzerine Atina'da Makedon karşıtı görüşler nedeni ile Makedonculuk zannı taşıyan Aristoteles'e karşı, dine saygısızlık davası açılmıştır. Bir ölümlü (Hermias) anısına ilâhi yazarak ölümsüzleştirmekle suçlanır. Sokrates'in yazgısını paylaşmak yerine Atina'yı terk etmeyi seçer; kendi deyişiyle, Atinalılar'a "felsefeye karşı ikinci bir suç işlemeleri" fırsatını tanımaz.
İbn-i Sina
İbn-i Sina (980 - 1037): Filozof, hekim ve çok yönlü Fars (Türk olduğu da söylenmektedir) bilim adamıdır. Dönemin siyaseti ve savaşlar nedeni ile sürgün hayatı yaşamış. Görüşleri nedeni ile bir çok kez hapse girmiştir. Eserlerinin bazılarını ve araştırmalarını hapisteyken yapmıştır.
İbn Rüşd (1126 - 1198): Endülüslü, Arap felsefeci, hekim. Fıkıh, matematik ve tıp alimidir. En önemli Felsefî eseri Tehâfüt-ül Tehâfüt (Tutarsızlığın Tutarsızlığı) ile Gazali'nin Tehâfüt-ül Felâsife (Filozofların Tutarsızlığı) isimli kitabındaki kendiyle çelişme ve İslama mugayir olma iddialarına karşı Aristo felsefesini savunur. Görüşleri nedeni ile tecrit edilmiş ve ölümünden kısa süre önce Fas'a gidinceye dek gözetim altında tutulmuştur. Mantık ve Metafizik alanında verdiği eserlerin çoğu sansür döneminde kaybolmuştur.
Nicolaus Copernicus
Nicolaus Copernicus (1473 - 1543): dünyanın ve diğer gezegenlerin güneş etrafında döndükleri kuralını açıklayan Kopernik, o dönemin genel inanışı olan İsa Mesih'in Güneşe verdiği dur emri ile güneş sisteminin sabit durduğu, dünyanın düz tepsi gibi olduğu inanışını kırabilmek için, papazlardan çekinerek ömrünun sonuna kadar beklemiş, ancak ölümcül bir hastalığa yakalanınca bu görüşlerini yayabilmiştir. Dönemin inanışına göre kendisi cehennemliktir ve eğer görüşlerini sağlığında açıklasa idi kilisye karşı çıktığı için yakılarak öldürülmesi gerekiyordu. [...]
Güzelliği ile evrimin en ilginç yansımalarından biri olan çirkin sesli Tavus kuşunu konuk etmeye karar verdim. Aslında "Tavus", "Soylu Kuş" anlamına geldiği için Soylu kuş kuşu gibi garip bir tabirle tavus kuşu diyoruz kendisine ama Türkçeye kazandırılan kelimelerde buna benzer garip bir çok örnek var ve Türkçeye kazandırılmış biçimini tercih etmek doğru görünüyor.
Kur yapma döneminde, erkek tavusun açarak sergilediği kuyruklarıyla tavus kuşlarının en ilginç yanı olan tüylerinin garip parlak renkleri pigmentler tarafından değil, iki boyutlu olan ve kristale benzeyen küçük yapılar tarafından oluşuyor. Bu özellikleri ile ışığın farklı açılarında değişen renkler sergiliyorlar. Tüylerin yapısında yer alan daha küçük boyuttaki tüycükler (Barbüller) üzerindeki ızgara şeklindeki boşlukların boyutlarının ve şekillerinin, ışığın hafif farklı açılarda yansıtılmasına, böylece renkteki çeşitlenmeye yol açtığı bulunmuş. Tavus'un kendi uzunluğu yaklaşık olarak 110-125 santimken, kuyruğu 120-130 santim uzunluğuna ulaşabilmekte.
Darwin ve Evrim karşıtlarının kendilerine yontarak evrim karşıtı örnek olarak sundukları tavus kuşu kuyruklarından bu noktada bahsetmek istiyorum. Darwin 3 Nisan 1860 tarihli mektubunda gerçekten "Ne zaman tavus kuşu kuyruklarındaki gözlere baksam beni deli ediyorlar" sözlerini sarf etmiştir. Fakat Darwin'in hasta eden bu mükemmel kuyruklar "Eşeysel Seçilim" (Cinsel Seçilim) kuramının doğmasına sebep olmuştur. Seçilim ile avantajlı veya "adaptif" özellikli bireyler, diğer bireylerine kıyasla bir üreme avantajına sahip olurlar. Avantajlı özelliklerin veya alellerin toplulukta yaygın olması seçilimle garantilenmez. Tavus kuşları uzun kuyrukları ve dikkat çekici renkleri ile cinsel olarak tercih edilirken, doğada vahşi hayata karşı savunmasız görünürler bu garip bir paradoks doğurur. Cinsel seçilim; organizmanın her ne şekilde olursa olsun bir eş elde etme ya da onunla başarılı bir biçimde çiftleşebilme yeteneği üzerinden işler. Eşeysel seçilim, çoğu kez bireylerin sağkalım mücadelesine zarar verecek özellikleri üretebilecek kadar güçlüdür. Eşeysel seçilimin ne kadar güçlü olduğunu anlamak için üreyemeyen bir canlının doğada yaşama şansının ne kadar az olduğunu düşünerek anlayabilirsiniz.
Mavi ve Yeşil Tavus Kuşları
Uzun kuyruklu, güzel renklere sahip ve harika "Göz" şeklinde simgelere sahip erkek tavus kuşlarının daha sağlıklı oldukları ve mükemmel döllere sahip oldukları bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Ayrıca bu tür güzel kuşlarla çiftleşen dişi tavus kuşu yavrularının doğada daha hızlı büyüdükleri ve daha fazla hayatta kalma oranları olduğu da kanıtlanmıştır. Tabi ki evrim sonucu oluşan bu aşırı büyüme ve dikkat çekiciliğin kritik bir noktası vardır. Kuyruklar taşınamayacak kadar ağırlaşırsa veya yeni bir tür vahşi hayvanın dikkatini çekerse doğal olarak dişi tavus kuşları daha normal büyüklükte olan kuşları seçecek ve evrim döngüsü yeniden başlayacaktır. Bu arada insanoğlunun bu güzel hayvanı keşfetmesi ile birlikte tavus kuşunun evriminde yapay seçilimin de büyük rolü olmuştur. Yine çapsız fikirlerle ve kendi sonucunu çıkaran varsayımlarda belirtildiği gibi kuyrukların bu yapısı kesinlikle "İndirgenemez komplekslik"'e örnek teşkil etmez. Gayet indirgenebilirler ve aşama aşama oluşabilirler. Desenlerdeki matematiksel gizem ve doğada bir çok yerde görünen matematiksel gizemler ise gizem değildir. Maddelerin oluşumu (Kar taneleri örneğindeki gibi) ve canlılarda görünen matematiksel özellikler (Ayçiçeğinde görülen altın oran gibi) zaten fiziğin temellerinde yatan gerçeklerdir ve bu oluşumların fizik ve matematiğe uygun olması kaçınılmazdır. [...]
Yeni bir sinema hayal edin, senaryoyu sizin yönlendirebildiğiniz, filmleri istediğiniz oyuncunun gözünden seyredebildiğiniz, dilerseniz başrol oyuncusu olduğunuz, dilediğiniz mekanda geçen, yalancı Oscarları, nazlı sinema yıldızları ve yüksek bütçeleri olmayan bir sinema. Bence bir hayal değil ve buna çok yakınız.
Sinemada, sığ senaryolardan, fos aksiyonlardan, kısır döngülerden, kültür emperyalizminden ve lobi dayatmalarından kurtulmanın yolu sinemayı özgürleştirmek ise bence bu özgürlüğün yolu da teknolojiden geçer. Milyonlarca dolarlık bütçeli filmleri kendi evinizde yataratabileceğiniz bir teknolojiye sahip olduğunuzu düşünün ve en güzel yanı da iyi bir eser için pahalı sinema yıldızlarına ihtiyaç duymayacak tüm dünyaya reklamlarınızı yaymak zorunda olmayacaksınız.
Bugün size gerçekte olmayan bir oyundan, belki de bir yazılımdan bahsedeceğim, bu proje hep hayal ettiğim, icat edilmesini istediğim ama benim için bir hayalken insanlık için mümkün olan bir proje.
Dünyaca ünlü matrix'in büyük dedesi, Second Life adlı sanal dünya oyunu ve gerçekçi 3d modellemede çığır açan Crysis benzeri oyunlar ile teknolojik alt yapısının şimdiden hazır olduğu görünen bu projenin çok yakın olduğunu düşünmekte haklı olduğumu sanıyorum. 3ds max, lightware, cinema 4d ve maya gibi gelişmiş yazılımlar bahsedeceğim teknolojilerin tümünü kapsayan niteliklere ve yeterliliğe sahip durumda. Bu yazılımların bir adım ötesi, daha gelişmiş arayüzler ile son kullanıcıya hitap etmek ve hedefe yönelik otomasyon.
Oyunun adı Director (Yönetmen), dilerseniz buna bir yazılım da diyebilir, ismini farklı şekilde de hayal edebilirsiniz. Oyunumuz çok gelişmiş bir 3d oyun motoruna sahip. Çok gerçekci 3d modelleme yapabiliyor ve kullanıcılar tarafından geliştirilebilen open source bir yapıya sahip.
Oyunumuzun ana hedefi bir film yapıp hasılat rekorları kırmak. Siz bu oyunun ve sinema eserinizin yönetmenisiniz. Oyunu role playing game veya frp amaçlı da oynayabilirsiniz. Oyun içine entegre edilmiş yüzlerce kategoride binlerce hazır film seti mevcut. Dünyanın önemli merkezleri, turistik yerler, uzay ve çeşitli fantastik dünyalar için her çeşit mekanınız var. Ayrıca diğer tüm özellikleri gibi 3. parti veya şirketler tarafından yapılmış film setlerini de oyuna dahil edebiliyor, dilerseniz 3ds max, maya gibi popüler 3 boyutlu yazılımlarda hazırladığınız setleri, eşya ve karakterleri oyuna import edebiliyorsunuz. Oyunun sürekli güncellenen patchleri ile üreticisinin kullanılmasına izin verdiği son mekan, eşya ve oyuncular otomatik olarak ekleniyor.
Oyuncu seçimini oyun içinde telif hakları ödenmiş dünyaca ünlü sinema yıldızlarından yapabileceğiniz gibi tüm fiziksel özelliklerini ayarlayabileceğiniz kendi oyuncularınızı da yaratabilir, dilerseniz dışarıdan 3 boyutlu modelleri veya kendinizin bir 3d modelini kullanabilirsiniz. (Bunun için 3 boyutlu tarayıcı kullanabilirsiniz) Bir süre sonra sanal film yıldızları ile kaynayan dünyada gerçek sinema yıldızlarına para ödemenize zaten gerek kalmayacak. (Al Pacino'nun baş rolde oynadığı Simone (S1m0ne) adlı filmi bu noktada anmak gerek)
S1m0ne (simulation one) Al'ın 3d olarak yarattığı sanal bir aktirisin tüm Holywood'u peşinden sürüklemesini konu alan fikren çarpıcı ama sönük bir senaryoya sahip bir yapıttı. Final Fantasy serileri ise önce oyunlarla başlayıp harika 3d efektleri ile ön plana çıktıktan sonra tamamen sanal oyuncularla çekilen ilk gerçekçi 3d filmler oldular. Hitman gibi oyunlar da mükemmel senaryoları ve farklı final olasılıkları ile oyun-sinema yapıtlarının başarılı örneklerinden. Avatar ise sektöre son damgayı vurmuş eser. [...]